AYNANIN GÖZYAŞLARI

Mehmet Çelgin

Gelip karşısına oturdu, rengârenk şekerlerle dolu kavanozun. Hayal kura kura izliyordu kavanozu. Şeker yeme günü gelince hangisini yiyeceğini düşünüyordu. Sarı halkalı en sevdiğiydi ama altlarda kalmıştı. Hep kırmızılar üstteydi. En üsttekilerden mi verirlerdi acaba? Şeker ağzında eridikçe diline boyası çıkardı. Sarısını seviyordu. En sarısını, parlak ve kalın şeritli olanını!

Sarı, annesinin rengiydi. Gülüşünün, sarılışının, elbisesinin… Oturduğu yerden kalktı, yavaş yavaş kavanoza yaklaştı, derin derin iç geçirerek baktı. Ses çıkarmamak için usul usul basarak koridora yürüdü. Her zaman kirli olan aynanın karşısına geçti. Dilini çıkardı, korkarak baktı aynaya, sarılık kaybolmuştu. Sonra ağır ağır yüzüne baktı, sonra gözlerine; kendini değil de yaşadıklarının sebebini görmek istiyordu sanki. Göz göze geldi bakışlarındaki çaresizlikle. Nasıl saklayacağını bilemediği elleriyle neresine dokunsa, bir yarasının kabuğu altından şekerden daha kırmızı kanlar bulaşıyordu, şeker tutacak o minik ellerine.

Duvarlar maviydi, kapılar yeşil, yerler kahverengi fayans ve gözleri simsiyahtı. Ama hayatındaki tek rengârenk şey, raftaki şeker kavanozuydu. Ellerine baktı, nerede olduklarını unutmuş da yeniden bulmuş gibi, saçlarını düzeltti, aynayı sildi parmak uçlarıyla. Sonra yeniden baktı. Annesi elini koydu omzuna, saçlarını bir de o düzeltti. Parmakları dolaştı ağır ağır kahverengi saçlarında. Elbisesi sarıydı, gülüşü sarı, dokunuşu sarı.

Aynaya yaklaştı, annesine daha yakından bakabilmek, kokusunu içine çekebilmek için, yeniden sildi aynayı, bu sefer hızlı hızlı. Her silişi annesine dokunabilmek içindi. Sonra birden durdu. Aynadan uzaklaştı. Annesinin rengi yoktu artık, mavi duvarlar, yeşil kapılar, ayaklarını üşüten kahverengi fayanslar, hepsi de gittikçe soluklaşıyordu. Aniden mutfağa doğru koşmaya başladı. Tabureyi şeker kavanozunun olduğu rafa yaklaştırdı. Gözünü raftan hiç ayırmadan taburenin üzerine çıktı. Büyük bir özenle kavanozu aldı, tabureden indi. Yere oturdu. Kavanoza sarıldı, sonra salladı. İçindeki bütün şekerler yer değiştirdi. Kavanozun kapağını yavaşça açtı, kapağı yere koydu. Şekerleri avucuna döktü. Sarı halkalılardan üç tane seçip ağzına attı. Diğer şekerleri kavanoza koydu. Oturduğu yerde gözlerini kapattı. Şekerleri ağzında bir o tarafa bir bu tarafa döndürmeye başladı. Şekerler küçülmeye başlayınca kalktı, tekrar aynanın önüne koştu. Ağzındaki şekerler tam erimemişti ama daha fazla bekleyemedi, hepsini yuttu. Aynaya yaklaştı, dilinin ucunu yavaşça uzattı. Sonra

birden ağzını sonuna kadar açtı, heyecanla diline baktı. Siyah gözleri her noktasını inceledi. Dili boydan boya sapsarıydı. Duvarlar sarıydı artık, kapılar sarı, gözleri sapsarı.

Hafifçe tebessüm etti aynaya, iç çekerek. Mutfağa doğru yürüdü yavaş yavaş, raftan şeker kavanozunu aldı, salladı. Kızının odasıyla mutfağın arası çocukluğu kadar uzaktı. Elindeki şeker kavanozuyla yürüdü yürüdü, kızının yatağının başucunda durdu. Kavanozu açtı, içinden sarı halkalı bir şeker çıkardı.

Hızlı İletişim
Merhaba. Size nasıl yardımcı olabiliriz?